Fenikeliler | Deniz Ticareti ve Alfabenin Mucitleri

0
18

Fenikeliler (Phoenicians) kendi aralarında “Kenaani” (Akad dilinde Kinahna), yani “Kenanlılar” adını kullanıyorlardı. “Kenaani” sözcüğü İbranice’de tüccar anlamına gelmektedir. Bu da Fenikelileri tam anlamıyla betimleyen bir sözcüktür.

İLK FENİKELİLER

Samilerin yaşadıkları alan Kilikya’dan Kızıldeniz’e, Akdeniz’den Suriye bozkırlarına kadar uzanmaktaydı. İnsanlarla uygarlıkların birbiri içinde eridiği bir pota olarak nitelendirilebilecek bu topraklara MÖ 3. Bin yıllarının sonunda yerleşmiş olan Samiler, ilk Fenikeliler olarak kabul edilirler. Kenanlılar, sınırları Asi ve Ürdün ırmaklarıyla Akdeniz’e bölgesinde ve denize yerlerde yaşıyorlardı. Amurrular olarak bilinen halksa Kuzey Suriye’de yaşamaktaydı.

Fenikeliler (Phoenicians) kendi aralarında "Kenaani" (Akad dilinde Kinahna), yani "Kenanlılar" adını kullanıyorlardı. "Kenaani" sözcüğü İbranice'de tüccar anlamına gelmektedir. Bu da Fenikelileri tam anlamıyla betimleyen bir sözcüktür.
Fenikeliler

Göçebe Sami ırkından gelen Aramiler, MÖ 1200’den başlayarak bölgeye yayılmaya başladı. Bunu Ege’den saldıran denizci halkların akınları izledi. Bir sonraki yüzyılda geriye kalan Kenanlılar kıyı şeridine yerleştiler: Bunlar Fenikelilerdi. Fenikelilerin önde gelen kentleri Gebal (Yunanca Byblos; bugün el-Cübeyl), Sidon (bugün Sayda), Tsor ya da Tire (Yunanca: Tyros; bugün Sur) ve Beerot’du (Yunanca Berytos, bugün Beyrut).

Güneyde Filistîler (Deniz Halklarının bir kolu) yerleştikleri bölgeye kendi isimlerini verdiler: Filistin, yani Filistî Ülkesi. Aramilerse doğuda Lübnan Dağı’na kadar olan bölgede küçük krallıklar kurdular. İbraniler, İsrail oğulları, Yahudiler gibi halklar, Filistin denen bu ülkede Milattan Önce ilk bin yılda yaşamış olan halklardandı.  

UGARİT KENTİ

Kenan ülkesi dönemin büyük güçleri arasında stratejik bir öneme sahipti. Burada kurulan şehirlerden olan Ugarit, özel konumu sayesinde kozmopolit ve zengin bir kent, bir ticaret noktası haline gelmişti. Ugarit kenti 20.yy’da yeniden keşfedildi. Arkeologlar 1929’da Suriye’nin kuzey kıyısında bulunan Ras fiamra’da, o zamana dek bilinmeyen bir antik kenti gün ışığına çıkardılar. Ugarit olarak bilinen bu kent, neredeyse 6000 km2 büyüklüğünde ve içinde 100’e yakın kasabayla köy bulunan bir araziye sahipti. İlk olarak burada MÖ 8 Bin yılında bir köy kurulmuştu. Bu köyün yerini MÖ 3 Bin yıllarında bir kent aldı. En güzel konutların, Tanrı Baal ile Tanrı Dagan’a adanan büyük tapınakların ve 1000 hektarlık bir krallık sarayının bulunduğu devasa bir kent.  Kentin en parlak dönemi ise M.Ö. 15. Yüzyıl civarlarındadır.

Kenan diline yakın bir lehçeyle konuşan Samilerin yaşadığı Ugarit kenti Mısırlı, Hitit, Hurri, Mezopotamyalı tüccar, memur ve askerlerin yollarının kesiştiği bir metropoldü. Bu bölge tam olarak bağımsızlığa sahip değildi. Bütün Kenan bölgeleri gibi zamanın dev imparatorlukları arasında kalmış ve hepsine bağlı olduklarını bildirmişlerdi. Ugarit, MÖ 1299’da Kadefl’te II. Ramses’le karşı karşıya gelen Hitit kralı Muvattali’ye asker sağlamış fakat aynı dönemde kendi surları içinde yaşamakta olan Mısırlıları rahatsız etmekten kaçınmıştı.

Uragitliler ticaret konusunda da bir hayli gelişmişti. Akdeniz’in tüm ürünleri, ihraç edilen Lübnan kerestesi, denizcilerin dönüşte getirdiği maden cevherleri, köleler bu kent üzerinden geçiyordu. Kendine özgü bir alfabe geliştiren bu kentte, Doğu’da konuşlanan bütün dillerde yazılır, bilim adamları Sümer metinlerini kopya eder, yazıcılar Kenan ülkesinin mitolojik ve edebi metinlerini Ugarit diline aktarırdı.

FENİKELİLER VE TİCARET ROTALARI

Kenan Uygarlığı MÖ 12. yüzyıldan itibaren Akdeniz’in kıyı bölgelerine yayılmaya başladı. Kuzeyde Ugarit yok olmuş, bu arada Filistinliler Karmel Dağı Güney bölgesine yerleşmişti. Bu iki halkın arasında ise Fenike’nin kıyı kentleri olan Arados, Biblos, Sur ve Sidon’un birbirini takip ettiği Suriye koridoru bulunuyordu. Bu  bölgeler de uzun süredir ticaretle uğraşıyorlardı. Girit-Miken uygarlığının deniz gücünün yok olması, Fenikelilerin yaymasını kolaylaştırdı. Fenikeliler Akdeniz’e açıldı ve M.Ö. 8. Yüzyılda yunan seferlerinin başlamasıyla rakipsiz hale geldiler. Atlas Okyanusu’na kadar ulaşan bu seferler ticaret amacıyla yapılıyordu. Böylelikle yeni ticaret noktaları kuruldu ve batı tamamen keşfedildi.

Fenikeliler için ticaret ve keşfetmek ile aynı anlama geliyordu. Gittikleri her yer ticarette olan deneyimlerini geliştirdi. Adalara ve bölgelere belirli isimler veriyorlardı ve bu isimlere bakarak o bölgenin zenginliği hakkında bilgi sahibi oluyorlardı. Bakır adası olarak isimlendirdikleri Kıbrıs’tan bakır getirirlerdi. Malakit Yarımadası’nda  (Sina Yarımadası) malakit denen yeşil bakırtaşı çıkarılırdı. Toros Dağları ise Gümüş dağları olarak isimlendirilmişti ve buradan gümüş getirirlerdi.

FENİKELİLER NASIL GEMİLER İNŞA EDERDİ?

Yenidünyaları keşfeden Fenikeliler bulabildikleri her madeni ülkelerine taşıyorlardı. Bu madenlerden el aletleri yapıyor ve bu el aletleri ile kendilerine keşiflerinde yardımcı olarak yeni gemiler inşa ediyorlardı. Fenikeliler, Lübnan dağlarının eteklerindeki yüz yıllık sedir ağaçlarını kesiyor, gemi ustaları keskin baltalarla ağaç gövdelerine şekil veriyordu.

Fenike Gemileri
Fenike Gemileri

Ağaçların gövdesinden kesilen uzunca bir kiriş, gerilen ipe göre tesviye edildikten sonra bu kirişe bel kemiğinde olan kaburgalar gibi tahtalar geçirilirdi. Geminin üst kısmına ise tahtları bağlamak için güverte zemini döşenirdi. Gemilerin arka kısmı balık kuyruklu, ön kısmı ise kuş başı şekillinde yapılırdı. Geminin en arkasına bir de özene bezene insana benzer bir figür yerleştirilirdi. Bu figür o dönem Çekiç Tanrısı olarak bilinen Puam’dı. Gemilerde Puam’ın figürü olmaması düşünülemezdi. Çünkü tüm işlerinde ustalara ve denizcilere yardım eden oydu.

FENİKELİLER VE YENİ KEŞİFLER

Fenikeliler denize açıldıkça yeni yerler keşfettiler.  Okyanusuna açılan Cebelitarık kayalarına Melkart’ın Sütunları adını vermişlerdi. Melkart, bir Fenike tanrısıydı. Fenikeliler Tire kentinin surlarını Melkart’ın ördüğünü düşünürdü. Kimse daha ötelere gitmeye cesaret etmesin diye, denizden okyanusa açılan yerdeki bu sütunları o örmüştü.  Bu nedenle denizciler yüzyıllar boyunca bu surları geçmeye cesaret edemediler.

Melkart Sütunları onları korkutmuş olsa da daha korkunç olan bir şey vardı; uçsuz bucaksız bir okyanus.  Fakat bilinmeyen bölgelerdeki zenginlikler Fenikeliler için bir hayli çekiciydi bu nedenle kürekli gemileri ile okyanusa açılmaya cesaret edebildiler. Kalay Adası dedikleri İngiltere’ye, Kehribar Kıyısı dedikleri Baltık ülkelerine kadar gidebiliyorlardı.  Fenikeli denizciler dünyanın sınırları gittikçe açığıa çıkarıyordu. Seferlerinde kıyı şeridini takip ediyor ve açık okyanusa açılmaya korkuyorlardı. Kara ile deniz iki ayrı dünyaydı ve denizciler okyanusta kolayca kaybolabilirdi.

Karada iken Lübnan Dağlarına giden yolcular daha önceki izleri kolayca takip edebilir, baltalarla sedir ağaçları arasına açılmış olan izleri takip edebilirlerdi; Arabistan Çölü’nde, kervan yolunda kapkacak kırıntıları koyun ve deve kemikleri göze çarpabilirdi; taşlar bile konuşur yolun bulunmasına yardım edebilirlerdi. Yeryüzü insana binlerce işaret gösterir ve bu işaretler ile insan kolayca yolunu bulabilirdi. Oysa durum denizde tümüyle farklıydı tüm dalgalar birbirine benzerdi ve denize bakmak faydasızdı. Bu nedenle onlar da gökyüzüne bakmayı tercih ettiler.

Denizciler artık rotalarını gökyüzüne bakarak oluşturmaya başladı. Gündüzleri güneşi izlemek mümkündü geceleri ise Küçük Ayı onlara kuzey gösteriyordu.  Küçük Ayı, Fenikelilere göre karada da denizde de yolcuların izleyebileceği güvenilir bir pusulaydı.

FENİKE ALFABESİ

Fenikeliler sadece kap, kacak, köle, kumaş, maden ticareti yapmakla kalmıyor ülkeler arası kültür paylaşımı da yapıyorlardı. Resimyazı, Mısır’dan Fenike’ye, Fenike’den de Yunanistan’a geçerken değişmiş ve harflere dönüşmüştü. Harfler ve rakamlar Fenikeliler için çok önemliydi. Gemilerinde mutlaka okur-yazar ve not tutan bir kişi bulunurdu. Bunun nedeni nakliyesini yaptıkları malların sahibine detaylı şekilde hesap vermeleriydi. Böylece Fenike gemileriyle Asya’dan Avrupa’ya keskin Filistin şaraplarının yani sıra alfabeyi de götürmüştü. Fenike alfabesi tüccarlar aracılığıyla Akdeniz’in her yerine yayılmıştı.

Kıbrıs'ta bulunan bir Fenike obeliski
Kıbrıs’ta bulunan bir Fenike obeliski

Yunan alfabesinin, yani bütün batı alfabelerinin, Fenike alfabesinden türediği düşünülüyor. Fenike alfabesi tamamı 22 sessiz harf içeriyor ve yazı sağdan sola doğru yazılıyor. Fenike dilindeki “galer” (kadırga benzeri bir gemi), “vino” (şarap), “hiton” gibi sözcükler değişmiş olsalar da bugun halen kullanılmaktadırlar.

Fenikeliler için ticaret her zaman kolay değildi bazı zamanlar çeşitli zorluklar ile karşılaşırlardı. Denizciler bilinmeyen kıyılara ilk olarak bir keşif ekibi gönderirdi. Deniz aşırı yerden gelen bu ekibin sık sık mızrak ve oklarla karşılandığı olurdu. Ancak Fenikeliler bundan tecrübe edindi. Önce kıyıya yanaşarak mallarını bırakır ve bir ateş yakarlardı. Daha sonra gemilerine döner ve denize açılırlardı. Dumanı gören ev sahipleri bırakılan malları alır ve daha sonra kendi hediyelerini kıyıya bırakırlardı. Böylece insanlar birbirlerini görmeksizin bir araya gelirlerdi.

FENİKE KOLONİLERİ

Akdeniz’in Kuzey Afrika kıyılarının büyük bölümü MÖ 1. binyılda doğu Akdeniz’de bulunan Tire ve Sidon gibi Fenike kentlerinin koloniler kurmasıyla yerleşime açıldı. Fenikelilerin amaçları kendilerine yerleşecek topraklar bulmak değildi. Kolonilerin ilk amacı İspanya ile olan ticareti güçlendirmekti. Bu koloniler sadece güvenli duraklama noktası olarak kullanılıyordu.

Fenike (Phoenician) Haritası (Mavi renk Fenike Kentlerini ve Kolonilerini göstermektedir.)
Fenike (Phoenician) Haritası (Mavi renk Fenike Kentlerini ve Kolonilerini göstermektedir.)

İspanya gümüş ve kalay bakımından oldukça zengindi; bu da Fenikeli tüccarların ilgisini çekiyordu. İspanya’ya Kuzey Afrika sahillerini izleyerek gitmek mümkündü. Bu yolu izlemek istemeyenler içinse ikinci bir yol vardı: Kıbrıs, Girit, Sicilya, Sardinya’dan geçip Balear Adaları’na ulaşan bir yol.

Fenikeliler ticaret ile uğraşan bir halktı, buna karşın nüfusları bir hayli azdı. Bu nedenle ellerinde kolay tutabilecekleri, saldırılara karşı korunaklı adaları, yada denize çıkıntı yapan burunları kendilerine yerleşim yeri olarak seçtiler. Bu yerleşim yerlerinden birisinde olan Kartaca ilerleyen zamanda en büyük koloni haline gelecekti.

KARTACA NASIL KURULDU?

Kartacalılar genellikle Romalılar ile birlikte anıldılar. Kökenleri Fenikeliler olan Kartaca’nın nasıl kurulduğu hikâyelerde şöyle geçiyor; Fenike Prensesi Elyssa, kendi ülkesini kurmak üzere yanına aldığı 50 yakışıklı erkek ile denize açılır.  Bugünkü Kıbrıs adasında bir gece mola vermek için dururlar. Ancak denize giren Kıbrıslı güzel kadınları görünce, en güzel 50 kadını yanlarına alarak Kartaca (Kart Hadast – Yeni Kent) kentine giderler ve ülkelerini topraklara kurarlar.

Zaman içerisinde Kartaca Fenikelilerin kurduğu en zengin koloni olur. Sicilya’yı, Sardunya Adasını bile içine alır. Bu zenginlik ve güç, bir yandan Roma İmparatorluğu’nun iştahını kabartırken bir yandan da insanlarını korkutur. Bu yüzden iki ülke arasında 150 yıl içinde 3 büyük savaş çıkar (Pön Savaşları) En sonunda kazanan Roma olur ve koskoca Kartaca yıkılır.

Bazı kaynaklarda en eski Fenike kolonisi olarak Gades’in (Cadiz) MÖ 1110 yılında, Utica’nın MÖ 1101’de, Kartaca’nın ise MÖ 814’te kurulduğu belirtilmiştir.. Buna karşın bazı tarihçilere göre de, Fenikeliler MÖ 8. yüzyıldan önce batıya yönelmemişlerdi. Yunan kolonilerinin tersine Fenike kolonileri uzun süre Fenike’ye bağlı olarak kaldılar. Yalnızca Kartaca konumu sayesinde aralarından sıyrılıp büyük bir güç haline gelmişti.

ÖNEMLİ TİCARET NOKTALARI

Bazı yunan gemilerinin Sicilya’da ticaret yapması ve güçlenmesi Kartacalıları giderek endişelendiriyordu. Adanın batısında kurulan Motya ve Panormus (Palermo) kentleri Yunan kolonileriydi. Fenikeliler Sicilya’n›n bir süre sonra tümüyle kaybetmekten korktular ve böyle bir durumda Sardunya Adası da kaybedilebilir ve Kartaca kenti Afrika’da sıkışabilirdi. Kartaca, Yunan tehdidinden kurtulmak için Etrüsk kentleriyle anlaşarak ve onların yardımı ile İspanya ve Yunanistan’ın ticari ilişkinin önüne geçti. İspanya Fenikeliler için çok değerliydi, gümüş dolu toprakları sayesinde Fenikeliler, Asur kralına olan borçlarını ödeyebildi. O dönem İspanya’dan Fenike’ye o kadar fazla gümüş geldi ki, gümüşün değeri düştü.

Fenike ticareti, büyük ölçüde Tire ve Biblos gibi kentlerdeki zengin ailelerin, gemi sahiplerinin ve onların diğer ülkelerdeki temsilcilerinin üzerinden yürütülürdü. Yapılan arkeolojik kazılarda o dönem yapılan ticaretin boyutunun ne denli büyük olduğu biliniyor. Sarap küpleri, altın eşyalar, süs eşyaları, tuzlanmış balıklar ve birçok kumaş çeşidi Fenikelilerin ne denli büyük bir ticaret hacmine sahip olduğunu gösteriyor

FENİKELİLERİN ÇÖKÜŞÜ

Ticaretle uğraşan Fenikeliler, Kartaca kolonisi dışında önemli bir askeri güce hiçbir zaman sahip olamadılar. Genellikle büyük devletlere vergi ödeyerek varlıklarını sürdürdüler. Hitit, Mısır, Asur gibi büyük krallıkların denetimi altında uzun yıllar geçirdiler. MÖ 538’de Fenike, Pers egemenliğine girdi. Bir kara imparatorluğu olan Persler Fenike gemilerinden askeri amaçlarla yararlandılar. Pers hakimiyeti ise Büyük İskender’in ortaya çıkmasıyla son buldu. MÖ 65 yılında Roma İmparatorluğu, Fenike’yi Suriye’ye ait bir vilayet olarak ilan etti. Aradus, Sidon, Sur gibi kentler özerkliklerini bir süre daha korumuş olsa da Roma İşgali Fenikelilerin tarihten tamamen silinmesine neden oldu.

Kimler Neler Demiş?

avatar
  Subscribe  
Bildir